Bilge

2017-06-14 01:04:00

                Temel ile oğlu Dursun İstanbul’a geliyorlarmış. Küçük Dursun’un İstanbul’a ilk gelişi olduğu için bir merak bir merak… Daha Boğaz Köprüsü’nde sormuş babasına: “Bubacuğum, bu köprü kaç metredür?” Temel gayet sakin cevaplamış: “Bilmeyrum uşağum.” İnmişler Esenler Otogar’ında, atlayıp taksiye varmışlar Sultanahmet’e. Şöyle bir bakmış tarihi camiye küçük Dursun: “Uuuuy bubacuğum, bu camiyi kim yapmıştur?” Temel’in cevabı yine aynı: “Bilmeyrum uşağum.”.  Camiyi gezip çıkmışlar, Topkapı Sarayı’na varmışlar. Devasa saray minik Dursun’un dudaklarını uçuklatmış: “Amanııın, bubacuğum, bu sarayın kaç odası vardur da?”  Temel’in cevabı değişmemiş: “Bilmeyrum uşağum.”… Küçük çocuk dönmüş babasına: “Bubacuğum, seni sorularımla sıkmıyorum değil mi?” Temel tüm bilgeliğiyle hemen cevap vermiş: “Olur mu evladum, sor ki öğrenesin, cahil kalmayasun.”             Bu gece sosyal medyada gezinirken eski öğrencilerimden genç bir yazarımızın “din, iman, vatan, millet, bayrak” eksenindeki çetrefilli cümlesine takılıp kaldım, ne demek istediğini anlayamadım. Belki yorgunluğuma denk geldi mesajını algılayamadım. Ne demek istediğini sormak amacıyla yorum yapmak için tıkladığımda paylaşıma yapılan yorumlar da ekranda görünüverdi. Merak ettim, şöyle bir göz attım. Bir yorum şöyleydi: “… Atatürk’ün Güneş Dil Teorisi tezi var. Bu teze sahip çıkılması gerekiyor. Bu teze sahip çıkacaklar da (bu arada “da” bitişik y... Devamı

Eğitim ve Öğretmen Üzerine

2017-03-27 01:00:00

               Dershanelerin okula dönüştürülmesinden birkaç yıl önceydi. Bir sabah idarecisi olduğum dershaneye geldiğimde bekleme salonunda bir velinin beş öğretmeni başına toplayıp onlara akıl verdiğini gördüm. Ne diyor bir bakayım diyerek yaklaştım, dinlemeye başladım. “Şunu şöyle yapmalısınız, bunu böyle yapmalısınız; bu dersi şöyle anlatmanız gerek, şu derste bunu yapmanız lazım…” diyordu veli. Benim yaklaşıp kendisini dinlediğimi görünce döndü: “Doğru söylemiyor muyum hocam?” dedi.             Her şeyi bilen velimizin yanında öğretmenlerimiz bir kurtarıcı beklercesine baktılar bana. “Sen ne iş yapıyorsun?” diye sordum. “Terziyim.” dedi.  “Bak ustam, dedim. Ben terziye bir pantolon götürdüğümde ‘Usta, bunun paçasını yap.’ der, pantolonu terziye teslim ederim. Terzi ölçüyü alır, gerekeni yapar. Ben çokbilmişlik yapıp terziye ‘İğneyi şöyle tutacaksın, teğeli böyle atacaksın, yüksüğü parmağına şöyle geçireceksin, ipin rengi şu olacak’ diye akıl vermem. Çünkü ben terzi değilim, haddimi bilirim.” dedim.             Terzi velimiz kızardı, yutkundu… “Haklısın hocam, ben fazla konuştum, en iyisi gideyim.” deyip kalktı ve gitti.             Yakın zamanda buna benzer bir olay daha yaşadım. Bir din görevlisi velimiz çocuğuyla ilgili bazı ayrıcalıklar istedi. Bunun mümkün olamayacağını, bu ayrıcalığı onun çocuğuna verdiğimde diğer çocuklara haksızlık edeceğimi anlatmaya çalıştım ama o isteklerinin eğitimin bir parçası ol... Devamı